1- ONA SIK SIK SÖZ HAKKI VERİN
2- KENDİNİ VE DUYGULARINI ''NE DÜŞÜNÜYORSUN , NASIL HİSSEDİYORSUN'' GİBİ SÖZLERLE ANLAMAYA ÇALIŞIN
3- O KONUŞURKEN ONUN YÜZÜNE BAKIN VE CİDDİYE ALINDIĞINI HİSSETTİRİN
4- ONUN FİKİRLERİNE DEĞER VERDİĞİNİZİ HİSSETTİRİN
5- ONUN OLUMLU DAVRANIŞLARINI KESİNLİKLE TAKDİR EDİN
6- YAŞINA UYGUN GÖREVLER VERİN
7- VERİLEN GÖREVLERDEN SONRA BAŞARISINI TAKDİR EDİN
8- ONUN İÇİN ZAMAN AYIRIN
9- ONUN İLE DEĞİŞİK KONULARDA SOHBET ETME ORTAMI OLUŞTURUN
10- ONUN KORKU VE ENDİŞELERİNE SAYGI DUYUN
11- AŞIRI ELEŞTİRİCİ OLMAKTAN VE YARGILAYICI DAVRANMAKTAN KAÇININ
12- HATALI DAVRANIŞLARINI KONUŞARAK UYARIN VE ONA DOĞRU OLANI ANLATIN
13- BAŞKALARI YANINDA ONU KÜÇÜK DÜŞÜRMEYİN
14- ONUN BAŞARISIZLIKLARINI BÜYÜTMEYİN
15- BAŞKALARI İLE ONU KIYASLAMAYIN
16- KABİLİYETLERİNİ FARKEDİN VE TEŞVİK EDİN
17- ONU SOSYAL ORTAMLARDA BULUNMAYA CESARETLENDİRİN
18- TOPLULUK İÇERİSİNDE SÖZ ALMASINI TEŞVİK EDİN
19- ONU ÇOCUK OLARAK GÖRMEYİP , VARLIĞINI ÖNEMSEYİN
20- YAŞINA UYGUN OYUN FAALİYETLERİNİ DESTEKLEYİN
21- ONU SIK SIK SEVDİĞİNİZİ SÖYLEYİN
22- ONUN İÇİN ÖNEMLİ OLAN ŞEYLERE SİZDE ÖNEM VERİN
23- ONUN ÖNEMLİ GÜNLERİNİ UNUTMAYIN
24- AİLE İÇİN VAZGEÇİLMEZ BİR KİŞİ OLDUĞUNUN ALTINI ÇİZİN
25- ONUN YERİNE YAPMASI GEREKEN ŞEYLERİ SİZ YAPMAYIN
26- ONUN AİLE İÇİ BAĞLARININ KUVVETLENMESİNİ SAĞLAYIN
27- OLAYLARI HEP OLUMSUZ DEĞERLENDİRMEYİN
28- ONUN OKUL HAYATINA VE EĞİTİMİNE ÖNEM VERİN
29- SADECE ONUN İÇİN AYIRDIĞINIZ ZAMANLAR OLSUN
30- ONUNLA BERABER SOSYAL AKTİVİTELERDE BULUNUN
31- YANLIŞ VE UYGUNSUZ CEZALANDIRMADAN KAÇININ
32- ONDAN BEKLENTİLERİNİZ ÇOK AŞIRI OLMASIN
33- ONUN FARKLI VE GELİŞMEKTE OLAN KİŞİLİK YAPISI OLDUĞUNU UNUTMAYIN
34- ONUN İÇİN MUTLU VE HUZURLU BİR AİLE ORTAMI SAĞLAYIN
13 Mart 2009 Cuma
5 Mart 2009 Perşembe
MERAKLISINA ;)
SOYTARI BALIĞI
Soytarı balığı deyip geçmeyin!Deniz şakayıkı denen deniz canlıları ile yardımlaşarak yaşayan bu canlılar canlarının çektiği bir besini, dişlerine göre biraz fazla büyük bulurlarsa, deniz şakayıklarına götürerek yardım isterler. Dostları da bu besinleri kendileri için ufak parçalara ayırır. Sonra mı? Sonra deniz şakayıklarının bu yardımsever davranışını ödüllendiren soytarı balığı da deniz şakayıklarının üzerlerini temizleyerek onlara minnetleri gösterirler. Böylece yaradılışlarının gereği olan yardımlaşma özellikleriyle de biz insanlara örnek olurlar.
ÇAM AĞAÇLARINDAKİ MÜkEMMEL YARATILIŞ
Kışın çetin şartlarına karşı insanlar, giyim kuşamlarından, yiyeceklerine, oradan barınaklarına varıncaya kadar çeşitli önlemler alıyorlar. Evlerinin çatılarını kardan çökmemesi için koni şeklinde tasarlıyorlar. Bu eğim sayesinde çatılarının çökmesini engellemiş oluyorlar. Pekiii! Ya çam ağaçları! Onlar insanlar gibi düşünme kabiliyetinde olmadıkları hâlde bu mükemmel şekle nasıl sahip olabiliyorlar?
HEMŞİRE YUNUSLAR
Hepimizin dünyaya geliş yolculuğunda bizi karşılayan bir ev sahibi, bir ebesi vardır. İnsanları anladık ama ya yunuslar! Onlarda da dünyaya gelen yavru yunusu karşılayan ev sahipleri var: ebe yunuslar. Doğum yaparken anne yunusun etrafını saran ebe hemşireler, anneyi ve yavrusunu köpek balıklarından korurlar. Doğan yavrunun akciğer solunumu yaptığından bile habersiz olan yunuslar, yaratıcılarının yönlendirmesiyle bebeği alıp su yüzeyine çıkartırlar. Hemşire yunusların yardımıyla ilk nefeslerini alan yavru yunuslar, artık okyanuslarda afacanlık etmeye hazırdırlar.
PAMUK PRENSES VE ELMASI
Şöyle kıpkırmızı parlak bir elma gördüğümüzde, kötü kalpli cadının yufka yürekli pamuk prensese verdiği şu zehirli elma gelir çoğumuzun aklına. Oysaki elma, öldürmek bir yana ömür katar ömrümüze.Bizi bizden daha iyi bilen rabbimiz elmanın içine kanımızın yapımında kullanılan demirin ve C vitamininin korunmasını sağlayan meyve asitlerini yerleştirmiştir.Ya içerdiği karbonat! Sindirim zorluğu çeken veya mide rahatsızlığı olan insanlar için özel üretilmiş bir ilaçtır adeta.
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ ?
Timsahların 90-100 yıl kadar yaşayabilen çeşitleri olduğunu ve sindirim için taş yuttuklarınıKöpeklerin burunlarında koku algılamayı sağlayan bölgenin, insanlarınkinden 12 kat daha büyük olduğunu Aslanların ortalama 15-20 yıl kadar yaşadıklarını, yavrularının 3 kilo doğduğunu ve gözlerini 2 hafta açamadıklarını Bir yabani hindi türünün 120 gr ağırlığındaki yumurtasının deve kuşu yumurtası ile aynı büyüklüğe sahip olduğunu.
Soytarı balığı deyip geçmeyin!Deniz şakayıkı denen deniz canlıları ile yardımlaşarak yaşayan bu canlılar canlarının çektiği bir besini, dişlerine göre biraz fazla büyük bulurlarsa, deniz şakayıklarına götürerek yardım isterler. Dostları da bu besinleri kendileri için ufak parçalara ayırır. Sonra mı? Sonra deniz şakayıklarının bu yardımsever davranışını ödüllendiren soytarı balığı da deniz şakayıklarının üzerlerini temizleyerek onlara minnetleri gösterirler. Böylece yaradılışlarının gereği olan yardımlaşma özellikleriyle de biz insanlara örnek olurlar.
ÇAM AĞAÇLARINDAKİ MÜkEMMEL YARATILIŞ
Kışın çetin şartlarına karşı insanlar, giyim kuşamlarından, yiyeceklerine, oradan barınaklarına varıncaya kadar çeşitli önlemler alıyorlar. Evlerinin çatılarını kardan çökmemesi için koni şeklinde tasarlıyorlar. Bu eğim sayesinde çatılarının çökmesini engellemiş oluyorlar. Pekiii! Ya çam ağaçları! Onlar insanlar gibi düşünme kabiliyetinde olmadıkları hâlde bu mükemmel şekle nasıl sahip olabiliyorlar?
HEMŞİRE YUNUSLAR
Hepimizin dünyaya geliş yolculuğunda bizi karşılayan bir ev sahibi, bir ebesi vardır. İnsanları anladık ama ya yunuslar! Onlarda da dünyaya gelen yavru yunusu karşılayan ev sahipleri var: ebe yunuslar. Doğum yaparken anne yunusun etrafını saran ebe hemşireler, anneyi ve yavrusunu köpek balıklarından korurlar. Doğan yavrunun akciğer solunumu yaptığından bile habersiz olan yunuslar, yaratıcılarının yönlendirmesiyle bebeği alıp su yüzeyine çıkartırlar. Hemşire yunusların yardımıyla ilk nefeslerini alan yavru yunuslar, artık okyanuslarda afacanlık etmeye hazırdırlar.
PAMUK PRENSES VE ELMASI
Şöyle kıpkırmızı parlak bir elma gördüğümüzde, kötü kalpli cadının yufka yürekli pamuk prensese verdiği şu zehirli elma gelir çoğumuzun aklına. Oysaki elma, öldürmek bir yana ömür katar ömrümüze.Bizi bizden daha iyi bilen rabbimiz elmanın içine kanımızın yapımında kullanılan demirin ve C vitamininin korunmasını sağlayan meyve asitlerini yerleştirmiştir.Ya içerdiği karbonat! Sindirim zorluğu çeken veya mide rahatsızlığı olan insanlar için özel üretilmiş bir ilaçtır adeta.
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ ?
Timsahların 90-100 yıl kadar yaşayabilen çeşitleri olduğunu ve sindirim için taş yuttuklarınıKöpeklerin burunlarında koku algılamayı sağlayan bölgenin, insanlarınkinden 12 kat daha büyük olduğunu Aslanların ortalama 15-20 yıl kadar yaşadıklarını, yavrularının 3 kilo doğduğunu ve gözlerini 2 hafta açamadıklarını Bir yabani hindi türünün 120 gr ağırlığındaki yumurtasının deve kuşu yumurtası ile aynı büyüklüğe sahip olduğunu.
3 Mart 2009 Salı
küçük bir kız çocuğuyum :)
BU ÜLKENİN OKULLARINDA...

Bu ülkenin okullarında çok şey öğrendim
Eklembacaklıları bile!
Solon’un kanunları için kaç gecemi feda ettim
Ve kilolarca kitabın seneler süren hamallığı
Hesapta eğittiler bizi ama eğemediler…
Yıllar geçti çok şeyin hesabını yaptım inceden inceye
Sinüsler, polinomlar hiç işime yaramadı.
Ben bir şeyler arıyorudum, gerçeği arıyordum.
Gerçek “O”ndan ibaretti, “O”nu öğretmediler.
Sonra.. bir aydınlık..
Bindörtyüz küsür sene evvel.
Buldum, gerçek sevgilinin sevgilisi..
Birden bir cesaret, dedimki kendime
“O’nun çektiği sıkıntının bir zerresine katlansak
Dünya dize gelir..”
Ve sonra.. Ya Allah, bismillah..
O'nun sevdasına tutunup çıktık meydana..
Biz kaç asırdır hep galip başlamışız mücadeleye
Şuurumuzun hakim edasından korkmuşlar meğer
~~~
O'nu öğretmediler
insanların efendisinden bahsetmediler hiç
bu ülkenin okullarında..
ama öğrendim!...
Eklembacaklıları bile!
Solon’un kanunları için kaç gecemi feda ettim
Ve kilolarca kitabın seneler süren hamallığı
Hesapta eğittiler bizi ama eğemediler…
Yıllar geçti çok şeyin hesabını yaptım inceden inceye
Sinüsler, polinomlar hiç işime yaramadı.
Ben bir şeyler arıyorudum, gerçeği arıyordum.
Gerçek “O”ndan ibaretti, “O”nu öğretmediler.
Sonra.. bir aydınlık..
Bindörtyüz küsür sene evvel.
Buldum, gerçek sevgilinin sevgilisi..
Birden bir cesaret, dedimki kendime
“O’nun çektiği sıkıntının bir zerresine katlansak
Dünya dize gelir..”
Ve sonra.. Ya Allah, bismillah..
O'nun sevdasına tutunup çıktık meydana..
Biz kaç asırdır hep galip başlamışız mücadeleye
Şuurumuzun hakim edasından korkmuşlar meğer
~~~
O'nu öğretmediler
insanların efendisinden bahsetmediler hiç
bu ülkenin okullarında..
ama öğrendim!...
(gülale)
Baba Cennetin Orta Kapısıdır
Bir alış-veriş esnasında; "Bu zamanda babana bile güvenmeyeceksin!" ifadesini bir gencin dilinden duyunca neye uğradığımı şaşırdım… Ne oluyoruz dedim… Bırakın 'babaya güvenmeme' konusunu, babanın dostlarına bile saygı göstermeyi 'yapılacak en üstün iyilik' olarak ifade eden Peygamberimiz (s.a.v.) babanın ne kadar kıymetli olduğunu ise şu hadisiyle bize bildirmektedir: “Allah'ın rızası babanın rızasından geçer. Allah'ın memnuniyetsizliği de babanın memnuniyetsizliğinden geçer.” (Tirmizi)Hatta diğer bir rivayette ise; "Baba cennetin orta kapısıdır. Dilersen bu kapıyı terk et, dilersen muhafaza et." (Tirmizi) buyurarak konunun ciddiyetini bizlere hatırlatmaktadır.
Peki, bir baba ile çocuğu arasında neden bir güvensizlik oluşabilir ki? Aslında cevaplandırılması gereken soru bu…
Toplum genelinde babalara yüklenen sorumluluklara baktığımız zaman ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamak, ailenin birliğinden ve beraberliğinden sorumlu olmak olarak görülmüştür. Anneler ise çocuk bakımından ve ev idaresinden sorumlu tutulmuştur. Ancak değişen hayat koşullarımız gerek annelerin gerek babaların sorumluluklarını hem genişletmiş hem de bir ölçüde değiştirmiştir.
Babanın çocuğun hayatında sadece korkulan ve akşam gelince gün içinde yaptıklarından dolayı azar işiteceği bir figür olması yerine, çocuğun aile içinde ve dışında yaşadığı sıkıntıları paylaşabileceği, karşılaştığı sorunlarla ilgili çözüm önerilerini korkmadan sorabileceği, yardımını ve desteğini koşulsuz hissettiği bir ebeveyn olması çocuğun özgüvenini geliştirir. Sadece eleştiren veya cezalandıran, korkulan bir baba figürü, çocuğun babadan onay ve kabul görmeden büyümesine ve babayı ulaşılamayacak kadar mükemmel ve uzak ya da güvensiz ve kötü olarak görmesine, genel anlamda ise kendinde yetersizlik ve beceriksizlik duygusu geliştirerek yetişkin hayatına da yansımasına neden olur.
Baba ile çocuk arasındaki paylaşımın artması araştırmalara göre hem çocuğun gelişimini hem de babanın benlik kavramını ve kendine güvenini olumlu etkiler. Bu paylaşım babaların çocuklarına karşı daha gerçekçi ve yapay olmayan tutumlar benimsemelerine ve daha sevecen olmalarına neden olur.
Ayrıca babanın çocuğun duygu ve düşüncelerini etkin paylaşımı çocuğun analitik düşünce yapısını, zekâsını, sözel becerisini ve akademik başarısını da olumlu etkiler. Bunun yanında çocuk daha çok içsel odaklı kontrol geliştirir, daha olgun ve bağımsız davranışlar gösterir. Özellikle erkek çocuklar için cinsel kimlik modeli yani erkek olurken örnek alacağı kişi ile paylaşım içinde olmak çocuğun kendini dış dünya ile ilişkilerinde örneğin diğer erkek arkadaşlarının yanında daha korunaklı ve güvende hissetmesine yardımcı olmaktadır.
Kız olsun, erkek olsun her iki cinste de, kendine güven ve sosyal ortamda kendini rahatça ifade edebilme gücü, baba ile kurulan güzel bir ilişkide yatar.
Özellikle ebeveynlerin, kendi üzerine düşen vazifeleri birbirine karıştırması ve yerine getirmemesi, aile içi iletişime büyük zararlar vermektedir.
Çocuğun hayatında annenin ve babanın rolü farklıdır. Hiçbir anne, bir babanın ve hiçbir baba bir annenin rolünü taşıyabilecek güçte ve donanımda değildir. Her anne ve her baba sınırı içinde çocuğun benlik algısını ve özgüvenini oluşturmasına destek verir.
Çocukların benlik algısı ve özgüven gelişiminde babadan gelen geri bildirimlerin yapıcı ya da yıkıcı etkileri olabilir. Benlik algısı; kişinin kendi değeri hakkındaki düşünceleri, hayatın ilk yıllarından itibaren öncelikle aileden alınan, gelişen, sosyal çevre tarafından da desteklenen geri bildirimler ile oluşur. Ailesi tarafından değer gören, kabul edilen, sevilen bir çocuk, kendisinin değerli, önemli ve sevilebilen bir birey olduğuna inanır, böylece olumlu bir benlik algısı geliştirir. Babaların bu noktada da rolü oldukça kritiktir. Babalar, çocuğun dış dünya ile kurdukları ilişkide köprü rolü üstlenirler. Babanın onayı, kabulü, çocuğa dış dünya tarafından da kabul edildiği, beğenildiği mesajını verir.
Ebeveynlerden birinin diğerine göre güçlü veya baskın olması, ev içindeki iletişim kadar çocuğun kişilik gelişimini de olumsuz etkiler. Annelerin, çocuklar ile ilgili düzenlemeler ve sorumluluklar noktasında fazla rol aldığı durumlarda baba, uzakta kalan ebeveyn olarak algılanır. Özellikle anne ya da babanın “Çocukla hiç ilgilenmiyorsun, sen nasıl babasın/annesin, bir gün diğer babalar/anneler gibi çocukla ilgilenmedin” gibi ifadeleri çocukların ebeveynlerinden daha fazla uzaklaşmasına ve kim kastedilmişse çocuğun gözünden daha da düşmesine neden olmaktadır. Çocuk anne ya da babasından uzaklaştıkça da ailesine karşı bir güvensizlik geliştirir.
Disiplin, sadece olumsuz davranışlara engel olmak için ceza vermek değil; kişinin kendi davranışlarının yarattığı sonuçların farkına da varmasıdır. Bu nedenle ev içinde, eşinizle tutarlı yaklaşımlarda bulunmanız, olumsuz davranışlar söz konusu olduğunda, bu durumu çocuğunuza uygun bir dille anlatmanız, istediğiniz davranışları, olumlu geri bildirim yoluyla pekiştirmeniz, uygun disiplin yaklaşımlarının temelini oluşturur. Baba olarak rolünüz, akşam eve gelince şikâyet edilecek otorite figürü, anne olarak rolünüz de babayı değersizleştirmek olmamalıdır. Çocuğunuzu dinleyip, uygun ve doğru davranışları öğretir, olumlu davranışlarını çekinmeden (aman şimdi aferin dersek şımarır diye düşünmeden) pekiştirirseniz çocuğunuzla aranızdaki ilişki çok daha verimli olur.
Çocuğunuzdan ise güvensizlik ifadesi değil dua alırsınız; “Ey Rabbim! Onların beni küçükken sevgi ve şefkatle besleyip büyüttükleri gibi, Sen de onlara merhamet eyle!” (İsra; 24)
Esan Gül
:::tavsiye ettiklerim:::

KİTABIN ÖZETİ
“Çocuğun ilk altı yılı” bireyin gelişiminin temel taşlarını oluşturması, temel bilgi ve becerilerinin bu erken gelişim döneminde kazanılması nedeniyle büyük önem taşır.
Kişiliğin oluşumu yönünden de önem taşıyan ilk 72 ayda çocuk, kendisine uyarıcı bir çevre sunan, SEVGİ gösteren ve SAĞLIKLI GELİŞİMİNİ sağlayan anne-babaya ihtiyaç duyar.
O-6 Yaş arası, çocuk gelişiminin hızla yönlendiği kritik yıllardır. Bu erken gelişim yıllarında temeli atılan beden gelişimi, psiko-sosyal gelişim ve kişilik yapısının, ileri yaşlarda yön değiştirmekten çok aynı yönde gelişme şansı daha yüksektir. Çocuk gelişiminin kendine özgü dinamikleri olduğu, her gelişim evresinin büyük oranda daha önceki evreler tarafından belirlendiği bir gerçektir. Araştırmalar çocukluk yıllarında kazanılan davranışların yetişkinlikte, bireyin kişilik yapısını, tavır, alışkanlık, inanç ve değer yargılarını büyük ölçüde biçimlendirdiğini ortaya koymaktadır.
DOĞUM:Çalışmalar gebelik sırasında kaygı ve zorlanma içinde olan annelerden doğan çocukların, 2,5 yıl sonra gözlendiğinde, toplumsal ilişkilerde çekingen olduklarını, oyunlara katılma isteği göstermediklerini, tehlikeler karşısında diğer çocuklardan daha çok kaygı gösterdiklerini ortaya koymaktadır.
YENİ DOĞAN (0-1 AY)Yeni doğanın davranışları çok sınırlıdır. Bu ilk davranışlar ilkel olmalarına rağmen gelişimin temelini oluştururlar. Bebek doğduğu andan itibaren yüksek bir öğrenme potansiyeline sahip olmakla birlikte yapabildikleri öğrendiklerine oranla azdır. Yeni doğan görme alanı içindeki (15-25 cm.) parlak cisimleri fark eder. İnsan yüzlerini inceleyebilir. Gördükleri 2-4 ncü aya kadar net değildir. Yeni doğan iletişimini ağlayarak yapar. Ağlama repertuarı ihtiyaca bağlı olarak oldukça geniştir.
Fiziksel durum: Yeni doğan bebek beklenilenden oldukça değişik bir görünüme sahip olacaktır. Tahminlerden daha küçük ve narin olabilir. Kafasının biçimi tuhaf gelmemelidir. Cildi verniks denilen bir yağ tabakası ile kaplıdır. Ayrıca sistemleri henüz tam olarak çalışmadığı için derisinde benekler, morluklar ve renk değişiklikleri olabilir. Bunların hepsi normaldir ve bu tip şeyler 2 haftalık olduktan sonra geçer. Burada önemli olan bebeğin özellikle anne sesini duyduğu zaman sakinleştiği ve huzur bulduğudur.
1 NCİ AY:Yattığı yerden başını 1-2 saniyelik bir süre için kaldırabilir. İnsan ve özellikle anne yüzüne odaklanabilir. Şiddetli seslere bedensel olarak tepki verir. Ağlama dışında bazı sesler çıkartabilir (cıvıldama). Gülümsemeye gülümseme ile karşılık verir.
3 NCÜ AY:Yakın mesafede bulunan hareketli nesneleri takip edebilir. Yüksek sesle gülebilir. Ellerini bir araya getirebilir. Başını dik tutabilir. Bir yöne doğru yuvarlanabilir. Kısacası etrafındaki nesnelerle veya insanlarla kendi çapında iletişime geçebilir.
6 NCI AY:Başını vücudu ile aynı hizada tutabilir. Ünlü ve ünsüz harf bileşimlerinden oluşan kelimeler çıkarabilir. Birine veya bir şeye tutunarak ayakta durabilir. Kendisini besleyebilir. Ellerini rahatça kullanır.
9 NCU AY:Mizah duygusuna sahip olmakta ve ebeveynlerini güldürmekten haz duymaktadır.
12 NCİ AY:Yürüyebilir ve rahatlıkla iletişime geçebilir. Öğrenme isteği daha da kuvvetlenmiştir.
Bebekler çevresindekilerle ağlayarak iletişime geçerler. Ağlama repertuarları çok geniştir. İhtiyaca cevap verilmezse ağlama şiddeti artar. Bir bebeğin ağlamasına neden olabilecek yedi durum şunlardır:http://www.kitap.kalemguzeli.net/
1. Hastalık
2. Pişikler
3. Kolik: Düzenli olarak günün belli bir saatinde yoğun ve yatıştırılamayan ağlamalarla beliren bir durumdur. Genellikle öğleden sonra veya akşamları ortaya çıkar. Kolik bebeğe zarar vermez fakat doktora başvurulmalıdır.
4. Bulunduğu ortam
5. Hoşlanmadığı şeyler: Giyindirilmesi veya soyundurulması, göz veya kulağına burun damlatılması, banyo olması gibi rahatsız edici durumlar bebeğin ağlamasına sebep olur. Ayrıca yedinci aydan sonra bebek anne veya babasını yanında görmediği zamanda tedirgin olup ağlayabilir.
6. Ebeveynin ruh hali: Akılda bulundurulması gereken en önemli husustur. Her bebek ebeveynin ruh halini anlayabilir ve buna bağlı olarak huzursuz olabilir. Sinirli hareket, tavır veya seslerden kaçınılmalıdır.
7. Aşırı ilgi: Bebeğin kucaktan kucağa dolaştırılması, aşırı sıkılarak sevilmesi, aç değilken üstelenerek beslenmesi, gereksiz yere altının değiştirilmesi, ağlarken bebeğe sinirli bir şekilde bağırılması bebeği kızdırır veya tedirgin eder.
Kitapta asıl belirtilmek istenen anne ve baba olmanın kurallarına uyulduğu sürece, ne kadar kolay bir yetiştirme ve büyütme evresi geçirebileceğimizdir. Her ne kadar bir bebek için iletişim bize göre “agu gugu” gibi şeyler ifade etse de aslında bir bebeğin dünyası, iletişim kabiliyeti bizim kendileri hakkında bildiklerimizden çok daha geniştir. En önemlisi onların da olurunu alarak, güvenlerini kazanarak bu dünyaya girebilmek ve onları doğrulara motive etmektir.
BİR ANNENİN MEKTUBU: ÇOCUĞUMUN KAHRAMANI KİM?

Teknoloji çağında yaşıyoruz. Yakın bir geçmişe kadar medyanın ya da doğrudan televizyonun hem yetişkinler hem de çocuklar üzerindeki etkileriyle baş etmeye çalışırken, şimdilerde neredeyse herbirimizin kolayca erişiminde olan bilgisayarların hayatımızı ne şekilde etkilediği üzerinde kafa yoruyoruz. Çocuklarımız her gün gerek televizyon gerekse de bilgisayar aracılığı ile insanüstü varlıklar ya da sihirli güçlerle donatılmış insan modelleri ile muhatap olmakta. Onların sergiledikleri davranış şekilleri çocuklarımızın zihinlerine yer etmekte ve buna paralel olarak da davranışları değişmektedir. Ve yaşantılarının ileriki yıllarında, tercih yapmak durumunda kaldıklarında çocukluk evrelerinde büyük ölçüde etkilendikleri şeyler onlara eşlik etmektedir.Bir anne olarak beni en çok rahatsız eden unsurlardan biri, çocukların özellikle çizgi filmler ve bilgisayar oyunları aracılığıyla dayatma altına alındığı “güç” ve onun nasıl kullanıldığı konusudur. Hiç yorulmadan, terlemeden saatlerce oynadıkları tekno oyuncakların teması “yok etme”dir. Güç, kuvvet, liderlik, asalet gibi özellikler insanların büyük çoğunluğunun sahip olmayı arzu ettiği özelliklerdir. Öyle ya, aile içersinde bile bir güç hiyerarşisi yok mudur? Anne-babalar çocukları için birer güç simgesidir ve kendini güvensiz hissettikleri anlardaki tek sığınaklarıdır. Çocuklarımızın arkadaşları ile oyun oynarken bile birbirleri üzerinde güç kurmaya çalıştıklarını gözlemleriz. Kimi çocuklar bunda daha başarılıdırlar ve oyunun lideri olurlar.
Çocuklar güçlü olanı ya da güçlü olmayı severler. Bu elbette doğaldır. Ama burada önemli olan çocukların güç-güçlü olmak mefhumu ile özdeşleştirdikleri kahramanları kimlerdir? Ve nasıl kahraman olmuşlardır? Öldürerek mi kahraman olmuşlardır? Yok ederek mi?
O halde burada bize görevler düşüyor sanırım. İnancımızdan, kültürümüzden, tarihimizden örnek aldığımız şahıslar neden birer kahraman olmasın? Neden çocuklarımızın kahramanları olmasın.Çocuk yaşta, hayatı pahasına peygamberimizin yatağına yatıp da müşrikleri bekleyen minik Ali, neden çocuklarımızın kahramanı olmasın?
Ya da naklettiği Hadislerle biz inananlara nasıl güzel davranacağımızı öğreten Hz. Ayşe, neden çocuklarımızın kahraman olmasın?
Çanakkale’de vatanımızı savunan gençler neden çocuklarımızın kahraman olmasın?
Bizlere çok büyük sorumluluklar düşüyor. Kahramanlarımız kimler, bilmemiz gerekiyor.
Zeynep Çakmak
Çocuklar güçlü olanı ya da güçlü olmayı severler. Bu elbette doğaldır. Ama burada önemli olan çocukların güç-güçlü olmak mefhumu ile özdeşleştirdikleri kahramanları kimlerdir? Ve nasıl kahraman olmuşlardır? Öldürerek mi kahraman olmuşlardır? Yok ederek mi?
O halde burada bize görevler düşüyor sanırım. İnancımızdan, kültürümüzden, tarihimizden örnek aldığımız şahıslar neden birer kahraman olmasın? Neden çocuklarımızın kahramanları olmasın.Çocuk yaşta, hayatı pahasına peygamberimizin yatağına yatıp da müşrikleri bekleyen minik Ali, neden çocuklarımızın kahramanı olmasın?
Ya da naklettiği Hadislerle biz inananlara nasıl güzel davranacağımızı öğreten Hz. Ayşe, neden çocuklarımızın kahraman olmasın?
Çanakkale’de vatanımızı savunan gençler neden çocuklarımızın kahraman olmasın?
Bizlere çok büyük sorumluluklar düşüyor. Kahramanlarımız kimler, bilmemiz gerekiyor.
Zeynep Çakmak
2 Mart 2009 Pazartesi
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









