27 Şubat 2009 Cuma

...BALON...



Bana bir balon al baba

Haydi durma!

Öyle bir balon olsun ki,

Dünya kadar olsun ;

Ama Dünya gibi patlamasin.


C.Zarifoglu

nefsime, kendime, arzularıma yenik düşmeyeyim!

bir dua yükseliyor ruhumdan o'na

bana anı yaşamayı öğret rabbim;
ta ki, o anın kıymetini bileyim!
her acıyı, belayı kabullenme yeteneği ver ki allah'ım;
hayatın tadına varabileyim...
sabrı ve dayanma gücünü ver yüce yaratıcım,
başka bir şeyden korkmayayım...
seni sonsusz sevdir bana allah'ım
ta ki herkesi ve herşeyi seveyim ben de
ve ey tüm güç ve irade elinde olan rabbim;
ruhuma irade ve güç ver ki;
nefsime, kendime, arzularıma yenik düşmeyeyim!
...talha bora öge...

ALLAH AZZE… ŞEHİT GAZZE…


Tam kırk yıldır Filistinli oldukları için öldürülüyorlar. Çok ölüyorlar. Daha çok ölüyorlar. En çok ölüyorlar…
Tam kırk yıldır yaşıyorum. Filistin’de olmadığım için yaşıyorum. Çok yaşıyorum. Daha çok yaşıyorum. En çok yaşıyorum.
Tam kırk yıldır okula giden çocukları vuruluyor ince boyunlarından Filistin’in. Allah,evet şahdamarından da yakındır kullarına. Şahdamarı kopuk olsa da evet, Allah ile beraberler Filistinli çocuklar, Hayat Bilgisi Dersi’nin çıkışında… Onlar, Hayat Bilgisini, Ölüm Bilgisiyle beraber hıfzediyorlar, daha doğmadan, analarının karnında…
Havaya bir “ra” harfi çiziyorum. Bir sandal gibi, kıyısına yanaşmış cennetin, içinden Filistinli çocuklar, kuşlarıyla, zeytin yapraklarıyla birbir iniyorlar Aden Şehrine… “Ra” bir yay gibi,kavis gibi, Cebrail Meleğin kanadı gibi, Ref-ref gibi, sırtına alıveriyor Gazzeli çocukları, esfele safilin’den, meleklerin arasına taşıyor onları. “Ra”: Rahman’ın “ra”sı. Rahim’in ”ra”sı…
Havaya bir “nun” harfi çiziyorum sonra. Tam noktasını koyacakken Gazze’den ateş haberleri düşüyor, birer napalm bombası hızıyla: Okullar, hastaneler, ana okulları, üniversite, kreşler, evler, bahçeler, yerle bir edilmiş, ölü sayısı 500’ü aştı diyorlar… Tam noktasını koyacakken “nun”un, boğazdan aşağı geçemeyen bir kiraz şerbeti gibi yakıyor ciğerlerimi işittiklerim. Kiraz renginde küçük çocuk ölülerine, kiraz saçlı avuçlarıyla tabut taşıyan anneleri karışıyor.
Filistin: Gelincik tarlası ümmetin! “Nun”un noktasını koyamadığım, koskoca dünyada bir yere yerleştiremediğim, eğreti bir kan çanağına dönüyor.
Bugün günlerden nedir diye soruyorum takvimlere? Kerbela günleridir diyor olmayan takvimlerin olmayan arka sırtları kana batmış kederle… Bin değil, 6 bin kere severim ben Hüseyin’i diyorum.. Sonra da kareli bir hesap defterinin her bir kutusuna, hiç de kendimi yakıştıramadan, ama imanım gibi biliyorum Hüseyin’in yanında olduğuma dair antlar içerek. Kendime kahrederek… Ne Filistin’e, ne Kerbela’ya… Yar olamadan… Yetişemeden ellerim. Ben işte böyle, tam kırk yıldır, havaya harfler çizerek, Mescid-i Aksa’nın Bahçesini, uzaktan özleyerek, onun her vuruluşunda alnımdan bir kere daha vurularak, büyüyorum…
Allah Azze… Billah Gazze…
Katillerin resmi geçidi başlıyor sonra televizyon ekranlarında. Utanmadan “siviller ölmedi” diyorlar, utanmadan “ama”larıyla başlayan uzun ve kirli cümelelerini kuran çocuk cellatlarına bakmak bile iğrendiriyor ruhumu… Ashab-ı Uhdud’u ateşe veren zalim kralın kıssası, 2008’in sonunda, tekrardan yazılıyor. Gazze, ateşe veriliyor. Gazze, ateşler içinde bir semender misali, Allah’a olan vaadinden dönmüyor, aşka rumuz oluyor. Ah! Gazze diyorum içim yanarak, hiçbir sevgilisi cihanın, senin kadar sevilmedi…
Sonra da havaya bir “elif” harfi çiziyorum. “Elif”; kainatı, tam ortadan ikiye bölüyor, bir tevhid ekseni gibi, bir ok gibi, itiraz gibi, iyilikleri kötülüklerden ayırır gibi, Zülkarneyn’in miğferi gibi, parlak ve koruyucu… Yerle göğün arasını tutup açmış, uzun boylu bir cennet ağacı gibi, altı günde yaratılmış yerlerin ve göklerin adını ezbere okuyor, okuyor aynı “elif” … Sonra da tutup Gazze’yi kucağına alıyor. Kanadı kırık bir kuşu, kundağında kanayan bir yavruyu tutar gibi, Gazze’nin gözlerinden öpüyor… Gazze, sanki İsa’yı işitmiş gibi, öldüğü yerden doğruluyor. Ardından yeminleri yetişiyor Rahman’ın:

İncir’e…
Zeytin’e…
Sina Dağı’na…
Kuşluk Vaktine…
Ve sükuna erdiğinde geceye…
Yemin ederim ki Rabbin seni bırakmadı!

~ Sibel Eraslan

VAKİT CUMA




Sultan III. Murat Han bir gün sabah namazını kaçırmış.Üzüntüsünden Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan'ı yazmış.
……..
Uyan ey gözlerim gafletten uyan

Uyan uykusu çok gözlerim uyan
……..
Ey gözlerimiz, Ey ruh pencerelerimiz,

Sultan Murad ki, böyle seslenmiş gözlerimize

Biz de seslenelim sizlere

Uykumuzu atalım üzerimizden

Rahmete açalım gözlerimizi sıyrılıp gafletten..

Sultan Murad gibi bilelim hakikati,

Bilelim gideceğimiz yeri ve duâmız olsun bizim de,

Resulün sancağı dibinde haşrolmak..!

Uyanın hey, gözlerimiz..
Uyanın ki bu uyku pek ağır..

Uyanın ki, yol uzun..

Yük ağır..
~ ~ ~
Vakt-i şerif, Cuma, ahir ve akibet hayrola efendim…

25 Şubat 2009 Çarşamba

SİMİT PARASI & CENNET !!!

Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak içinsabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zilçalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Alihazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayetzil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı.Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor,bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.

Öğretmeni, onun bu halini fark etti:
- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?
Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:
- Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.

- Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?
- Ahmet arkadaşımız var ya...
- Evet, ne olmuş Ahmet'e?
- Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyişeyler koymuyor.
- Eee?
- Ona yardim etmek istiyorum. Ama benim yardim ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, sizde ona verseniz?

Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerinekoydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü.Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumupekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyiniyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Bunarağmen yardim etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesiniistemiyordu.
Nurhan Öğretmen:
- Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuzpekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?

- Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman işbulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.
- Nerede çalışıyorsun?
- Simit satıyorum.
Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydişimdi? Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için birçare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı.Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.
Nurhan Öğretmen, Ali'ye dondu:
- Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.

- Çok zengin bir işadamı...
- Niçin?- İnsanlara daha çok yardım etmek için...
- Güzel, dedi Nurhan Öğretmen.
Bak simdi Ali, Ahmet'in ailesinindurumu pekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil.İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardimedersin. Olmaz mı?
- Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.
- Neden olmaz?
- Üç sebepten dolayı olmaz.
Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beniinsanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çoksimit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simitsatıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıpgüvercinlere veriyor.

İkincisi: 'Ağaç yas iken eğilir.' deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayıöğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam. Şimdiden iyilik yapmayıp bunuzenginlik günlerime ertelersem, zengin olduğum günlerde de daha zenginolduğum günlere erteler kendimi kandırmış olurum.

Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmakistiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.
Nurhan Öğretmen, karsısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:
- Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadım, dedi.

- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için,ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundanfazlasını veremem. Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor.Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet'in fiyatı birkaç simit parasıkadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet'egirebilirim. Bundan daha karlı bir yatırım olur mu?
Nurhan Öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını 'Evet' anlamında sallarkenAli'yi evine yolladı.

Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamakiçin masasına döndüğünde Ali'nin bıraktığı paraların masa üstündekaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paralarıeline aldı.

Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın enkıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta buparalar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk SIMITparaları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmakistemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.

Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarifedilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanakyağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı... Ağladı... Ağladı.

Kendine geldiğinde aksam olmuştu. Yavaş adımlarla sınıftan çıkıpokuldan ayrılırken bekçi Sadık 'Bozuk Simit paraları ile cennetisatın almak, Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak' diyeNurhan öğretmenin sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde, 'Nedediniz hocam?' demesini bile duymayan Nurhan öğretmen, bekçininşaşkın bakışları altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti

Hikayeyi beğenmişseniz ve Ali'den utanmışsanız, maddi durumunuz iyideğilse bile, iki tane ekmek alıp bölgenizdeki bir fakirin kapısınabırakın.

Bir okul önünde biraz bekleyip yırtık ayakkabısı olan bir çocuğa ayakkabı alın.Maddi ihtiyacı olan bir akrabanıza yardım edin.Yeter ki boş durmayın!

" Ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir ...



İŞTE TAM DA BU BİLİNÇDE BİR NESLİN YETİŞMESİ AMACINDAYIZ....inşaallah

:::sadaka kuşu:::

çocukların harçlıklarından arttırdıkları paralarını
sadaka kuşunun zarfına bırakmalarını,bununla ihtiyacı
olan insalara yardım etmenin huzur
ve mutluluğunu tatmalarını ama edindik..

24 Şubat 2009 Salı

EVDE KARAKTER EĞİTİMİ

Evde karakter eğitimi çalışması, 6-11 yaş arası çocuklara yönelik,
yedi-on kişilik gruplar hâlinde evlerde yürütülen bir dinî eğitim programıdır.

EVDE KARAKTER EĞİTİMİ ÇALIŞMA YÖNERGESİ
I. TANIM MİSYON VE AMAÇLAR
A. TANIMEvde karakter eğitimi çalışması, 6-11 yaş arası çocuklara yönelik, yedi-on kişilik gruplar hâlinde evlerde yürütülen ve altı yıl devam eden aşamalı bir dinî eğitim programıdır. B.MİSYONUMUZKur’ani çizgide Allah rızasını önceleyen, örnekliğini Peygamberden alan, kendine güvenen, özverili, sorumluluğunun bilincinde nesiller yetiştirmek. C. HEDEF VE AMAÇLAR• Çocuğun din eğitimi ihtiyacının karşılaması konusunda veliye yardımcı olmak,

• Çocuklara Allah ve Peygamber sevgisi kazandırmak,
• Çocuklara Kur’an-ı Kerim okumayı öğretmek,
• Çocukların namaz dua ve surelerini ezberlemelerini sağlamak,
• Evleri, dinî eğitimin yapıldığı mekânlar hâline getirmek,
• Dinî değerlerimizi, çocuklara sağlıklı bir atmosferde yaşatarak hissettirebilmek,
• İslami kimlik ve kişiliklerini oluşturmak,
• Çocuklara ailelerin de desteklediği bir arkadaş çevresi oluşturarak onlarla birlikte eğitim imkânı sağlamak,
• İslam’ı çevre baskısıyla değil; kendi iradesiyle eyleme dönüştürmesini sağlamak,
• Hızlı yaşayıp, sonradan durağanlaşmamak için bilgi ve bilinci beraber vermek,
• Çalışmaların daha verimli olabilmesi için aileleri de sürece dahil etmek,
• Çocukların sosyal gelişimlerine katkıda bulunmak,
• Çocuklara ibadet alışkanlığı kazandırmak,
• Vahyin kontrolünde, kendi değerlerine sahip, mutlu, geleceğe umut ve güvenle bakabilen şahsiyetler yetiştirmek,
• Hz. Peygamber’in örnekliğinde çocuklara imanî ve ahlakî değerleri kazandırmak,
• Çocuklara, ahlak, ilmihal, siyer alanlarında asgarî temel dinî bilgileri öğretmek,
• Eğitimciler vasıtasıyla çocuklara güzel örneklikler sunmak.
• Hedefe ulaşabilmek, sürekliliği koruyabilmek, mücadele ruhunu çocuklara aktarabilmek için gerekli donanıma sahip eğitimciler yetiştirebilmek,• İHL’li ve eğitim fırsatları ellerinden alınmış gençlerimize eğitimci vasfı verilerek onlara değer üretebilecekleri bir alan oluşturmak,
II. GÖREV VE SORUMLULUKLAR

A. YÖNETİM KURULU
Bütün çalışmalardan sorumlu mercidir. Yönetim kurulu denetleme yetkilerini kendi kullanabileceği gibi görevlendirme de yapabilir. Başkan, yönetim kurulu adına bütün çalışmalardan sorumlu olan kişidir.
B. EVDE KARAKTER EĞİTİMİ KOORDİNATÖRÜÇalışmanın planlanması, yürütülmesi, denetlenmesi, geliştirilmesi ve sistemleştirilmesinden sorumlu yöneticidir.
Nitelikleri:
 İletişim becerilerine sahip olması,
 Çalışmayı sürekli geliştirme amaçlı projeler üretebilmesi,
 Din eğitimi sahasında tecrübeli olması,
 Yeni ve farklı durumlar karşısında inisiyatif kullanabilmesi,
 Teknoloji okuryazarı olması,
 Otuz yaşını aşmış olması ya da kendisine bağlı çalışanların sağlıklı bir şekilde koordinasyonunu sağlayabilecek olgunluğa sahip olması.

Görevleri:
 Öğretici mülakatlarında komisyon başkanlığı yapar.
 Öğreticilerin gruplara atamalarını yapar.
 Çalışmaları yerlerinde denetlemek üzere öğretici rehberlerini yönlendirir.
 Gerektiğinde çalışmayı yerinde görmek ve öğreticilere rehberlik etmek amacıyla yapılan ev ziyaretlerine katılır.
 Ayda bir kez öğreticilerle genel toplantı düzenler.
 Sene içinde veli toplantıları düzenler ve bu toplantılarda başkanlık yapar.
 Veliler ve öğreticilerden gelen problemlere çözüm üretir.
 Çalışma sırasında yapılacak her türlü etkinliği organize eder.
 Koordinatörlüğe bağlı çalışan diğer görevliler ile periyodik toplantılar düzenleyerek çalışmanın seyrini belirler.
 Çalışmayla ilgili her türlü gelir ve giderin tespit ve tasnifini yapar. Malî İşler Koordinatörüne aylık raporlar sunar.
 Öğreticilerin oryantasyonunu ve hizmet içi eğitimlerini takip eder.
 Öğreticilere kitap, CD vs. malzeme desteği sağlar.
 Öğretici raporlarını inceler ve gerektiğinde geri bildirimlerde bulunur. Öğretici raporlarına dayanarak aylık çalışma raporları hazırlar.
 Her dönem sonunda yönetim kuruluna çalışma hakkında rapor verir.
 Çalışmanın arşivini yapılandırır ve her zaman denetime açık bir şekilde hazır tutar. Çalışmanın tanıtımı ve malî kaynaklarının bulunması için malî işler, dış ilişkiler ve tanıtım koordinatörü ile iş birliği yapar.
C. EVDE KARAKTER EĞİTİMİ KOORDİNATÖR YARDIMCISI
Evde karakter eğitimi koordinatörünün asiste edilmesinden sorumlu olan kişidir. Evde karakter eğitimi koordinatörüne karşı sorumludur.
Nitelikleri:
 Teknoloji okuryazarı olması,
 İletişim becerilerine sahip olması.
Görevleri:
 Kayıt döneminde grup kayıtlarını yapar.
 Evde karakter eğitimi çalışması ile ilgili her türlü evrakın tasnif ve takibini yapar.
 Evde karakter eğitimi koordinatörünün çalışmayla ilgili verdiği her türlü görevi yerine getirir.
D. ÖĞRETİCİ REHBERİ
Evde karakter eğitimi denetim ziyaretlerini planlayıp yardımcıları ile gerçekleştiren kişidir. Evde karakter eğitimi koordinatörüne karşı sorumludur.
Nitelikleri:
 Evde karakter eğitimi veya benzeri çalışmalarda tecrübeli olması,
 Dinî ilimler alanında, çalışmanın sağlıklı yürüyüp yürümediğini ölçebilecek kadar birikime sahip olması,
 İyi bir gözlemci olması,
 Farklı ortamlara intibak sağlayabilmesi ve bu ortamın getirdiği veli-öğretmen-öğrenci iletişim çeşitliliğini yönetebilmesi,
 Şehir içi seyahate engel bir durumunun olmaması.
Görevleri:
 Haftalık ziyaret planlamasını yapar. Koordinatöre onaylatarak uygular.
 Yardımcıları ile birlikte ev ziyaretlerini gerçekleştirir.
 Dersi yerinde izlenen öğreticilere, değerlendirme ve rehberlik amaçlı geri bildirimde bulunur.  Ev ziyaretleri sonrasında, değerlendirme formlarını (Ziyaret Değerlendirme Formu için bk. Ek-8) doldurur. Grup ve öğretmenlerle ilgili izlenimlerini raporlaştırarak evde karakter eğitimi koordinatörüne iletir.
E. ÖĞRETİCİ REHBERİ YARDIMCISI

Öğretici rehberi ile birlikte denetim ziyaretlerinde bulunan gönüllüdür. Öğretici rehberine karşı sorumludur.
Nitelikleri:
 Dinî ilimler alanında, çalışmanın sağlıklı yürüyüp yürümediğini ölçebilecek kadar birikime sahip olması,
 İyi bir gözlemci olması,
 Farklı ortamlara intibak sağlayabilmesi ve bu ortamın getirdiği veli-öğretmen-öğrenci iletişim çeşitliliğini yönetebilmesi,
 Şehir içi seyahate engel bir durumunun olmaması,
 B tipi ehliyetinin ve araba kullanma tecrübesinin olması.
Görevleri:
 Öğretici rehberi ile birlikte ev ziyaretlerine katılır ve ulaşımı sağlar.
 Ev ziyaretleri sonrasında, öğretici rehberine kanaatlerini bildirir ve değerlendirme formlarını doldurur.
F. ÖĞRETİCİ

Kurum tarafından kendisine verilen müfredatı otuz hafta boyunca atandığı grupta uygulayan, grubundaki öğrenci ve velilere karşı derneği temsil eden, grubundaki öğrencilerin ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda çalışmayı yürüten kişidir. Evde karakter eğitimi koordinatörüne karşı sorumludur.
Nitelikleri:
 İmam hatip lisesi veya ilahiyat fakültesi mezunu olmak ya da bu okullar dengi bir eğitim almış olmak,
 Fiziksel ve ruhsal olarak öğretmenliğe engel bir özellik taşımamak.
Görevleri:

 Haftada bir gün, üç-dört saat süre ile (40 dakikalık üç ders, birlikte namaz ve ikram süresince) ders mekânında aktif olarak bulunur.
 Ders süresince öğrencilerine örnek olacak şekilde tavır ve davranışlarına dikkat eder.
 Yılda üç sosyal etkinlik gerçekleştirir (tarihî mekân ziyareti, kütüphane ziyareti, tiyatro, sinema, piknik vs.).
 Dersleri derneğin belirlediği müfredat dâhilinde yürütür.
 Evde karakter eğitimi Koordinatörlüğünün kendisi için uygun bulduğu eğitim programlarına katılır.
 Evde karakter eğitimi Koordinatörlüğünce ders işleyişi ve çalışmaya dair kendisine yapılan rehberlik ve yönlendirmelere uygun hareket eder.
 Her ay periyodik olarak yapılan öğretici toplantılarına katılır.
 Aylık ve yıllık çalışma raporları hazırlar.
 Yılda en az üç veli toplantısı düzenler.
 Grubuyla ilgili herhangi bir sorunla karşılaştığı zaman koordinatörle iş birliği yaparak sorunu çözer.



G. ÖĞRENCİ

Evde karakter eğitimi çalışmasında eğitim alan çocuklardır.
Nitelikleri:
 İlk kayıt esnasında 6-11 yaş arasında olmak,H. GRUPBirbirlerine yakın yaşlarda (en fazla üç yaş farkıyla), birlikte ders yapan 7-10 öğrencinin oluşturduğu topluluktur.
Nitelikleri:
 Güvenilir bir referans aracılığıyla oluşturulmak,
 Birbirlerine yakın yaşlarda (en fazla üç yaş farkıyla), en az yedi en fazla on öğrenci ile kayıt döneminde müracaat etmiş olmak,
 Çalışma devam ettiği sürece öğrenci sayısı beşin altına düşmemek. İ. VELİÇocuğunun evde karakter eğitimi çalışmasında bulunmasını talep eden ve işleyişte üzerine düşen görevleri yerine getirmeyi kabul eden öğrenci ebeveynidir.
Görevleri:
 Evde karakter eğitimi çalışmasına dernek tarafından belirlenen program dâhilinde dernekle iş birliği içinde altı yıl boyunca devam etmek,
 Çalışmanın sağlıklı yürütülebilmesi için gruptaki velileri temsil edecek bir grup başkanı seçmek ve işleyişte ona yardımcı olmak,
 Hazırlanan programa uygun olarak belirlenen gün ve saatte öğrencisini göndermek ve sıra kendisine geldiğinde derslere ev sahipliği yapmak,
 Eğer ücret ödeyemeyeceğini beyan etmemişse, çalışma için belirlenen veya kendisinin belirttiği miktardaki ücreti, grup başkanına zamanında teslim etmek,
 Kişisel programlarını öğrencisinin derslerini aksatmayacak şekilde hazırlamak,
 Çalışmanın sağlıklı yürütülebilmesi için grup başkanı ve eğitimciyle irtibat hâlinde olmak,  Dış mekân etkinliklerinin planlanmasında eğitimciye yardımcı olmak,
 Çalışma öncesinde gruba katılacak olan öğrencisine çalışmayı anlatmak ve öğrenciyi motive etmek,
 Gruptaki diğer velilerin zaruri bir nedenden dolayı çalışmadaki görevlerini gerçekleştirememeleri hâlinde onlara yardımcı olmak ve gerektiğinde ders için uygun ortam hazırlamak,
 Eğitimciye öğrencisini tanıma konusunda yardımcı olmak,
 Eğitimcinin öğrenciye vereceği ödevlerin takibini yapmak,
 Eğitimci tarafından düzenlenen veli toplantılarına katılmak,
 Öğrenciye, misafir ve ev sahibi olmanın getirdiği sorumluluğu öğretmek ve bu sorumluluğu yerine getirmesi için onu teşvik etmek,
 Öğrencisinin derslere düzenli olarak katılımını sağlamak ve geçerli bir nedenden dolayı katılamama durumunda öğretmeni haberdar etmek,
 Ders sırası kendi evine geldiğinde, çalışma devam ettiği süre içerisinde evinde bulunmak, evin bir odasını çalışmaya ayırmak, ders yapılan mekânda öğretmen ve grup öğrencileri dışında kimsenin bulunmamasını sağlamak, dersin işlendiği ortamda ilgiyi dağıtıp, çalışmayı etkileyecek (telefon, oyuncak, misafir vs.) unsurların bulunmamasını sağlamak, yemek saati için gerekli hazırlığı yapmak, abdest ve namaz gibi uygulamalı kısımlar için uygun ortam hazırlamak,  Çalışmanın yapıldığı mekâna girerek öğrenciye ve çalışmaya müdahale etmemek,
 Evde karakter eğitimi ziyaret sorumlusu tarafından yapılan ziyaretlerde ders kendi evlerinde yapılıyorsa ziyaret sorumlularını kabul etmek ve ziyaret esnasında ders yapılan mekâna girmemek,
 Çalışma ile ilgili yaşanan sorunları, evde karakter eğitimi koordinatörüne ileterek çözümü için gayret etmek.

J. GRUP BAŞKANIGruptaki öğrencilerin velileri arasından seçilen ve grup içi iletişimi ve grubun dernekle iletişimini sağlamakla görevli olan velidir.

Görevleri:
 Çalışmanın verimli yürütülebilmesi için dernekle irtibat hâlinde olmak,
 Çalışmanın uygulamasında meydana gelebilecek (veli, öğrenci, grup ve öğreticiden kaynaklanan) aksaklıkları evde karakter eğitimi koordinatörüne bildirmek,
 Yeni atanan öğreticiyi diğer velilerle tanıştırmak,
 Grubunda yaşanan problemlerin çözümü için evde karakter eğitimi koordinatörü ile iş birliği içinde çalışmak,
 Grup başkanları toplantılarına katılmak ve bu toplantılarda grubunu temsil etmek,
 Veliler arasında irtibat kurmak, sevgi ve hoş görüyü sağlamaya çalışmak,
 Evde karakter eğitimi organizasyonu tarafından kendisine aktarılan duyuru ve bilgileri grubundaki velilere ulaştırmak,
 Her hafta derslerin kimde olacağının planlamasını yapmak ve bu konuda diğer velileri ve öğreticiyi bilgilendirmek,
 Grup içi veli toplantılarının organizasyonunda eğitimciye yardımcı olmak,
 Sosyal etkinliklerin organizasyonunda eğitimciye yardımcı olmak,
 Evde karakter eğitimi ziyaret sorumlusuna ziyaret edilecek mekânla ilgili bilgileri ulaştırmak,  Grubunda çalışma takviminin sağlıklı uygulanıp uygulanmadığını takip etmek ve gerektiğinde bu konuda evde karakter eğitimi koordinatörüne ve eğitimciye bilgi vermek,
 Çalışmanın sene başında belirlenen saat ve günde yapılmasını sağlamak,
 Çalışma saati ve gününün değişimi söz konusu olduğunda, velilerin ve öğretmenin bulunduğu bir toplantıda, buna çoğunluğun onayıyla karar verilmesini sağlamak,
 Velilerin ekonomik durumlarını göz önünde bulundurarak ödeme planını hazırlayıp evde karakter eğitimi koordinatörlüğüne bildirmek,
 Sene başında belirlenen ödeme planına göre, velilerden ücretleri toplayarak evde karakter eğitimi koordinatörlüğüne ulaştırmak.
III. PROGRAM VE İŞLEYİŞA. ÖĞRETİCİLERİN ALIMI VE TAKİBİ

1. Öğretici Alım Sistemi
 Ev okullarında öğretici olmak isteyen kişilerin başvuruları Öğretici Bilgi Formu (bk. Ek-1) doldurtularak alınır.
 Öğretici adayları koordinatörlükçe belirlenen bir tarihte alan bilgilerinin ölçüldüğü bir sınava tâbi tutulurlar (Sınav ilkeleri ve soru örnekleri için bk. Ek-2).
 Yazılı sınavda başarılı olan adaylar koordinatörce atanan en az iki kişilik bir jüri tarafından Kur’an-ı Kerim yüzünden okuma sınavına tâbi tutulurlar.
 Her iki sınavda da başarılı olan adaylar evde karakter eğitimi koordinatörü başkanlığında seçmeye ehil en az üç kişiden oluşan bir heyetle mülakata alınırlar. İletişim ve öğretmenlik becerilerinin ölçüldüğü bu mülakata EGP Koordinatörü de davet edilir.
 Mülakat sonunda yeterli görülen adayların gruplara atamaları yapılır.

2. Eğitimcilerin Eğitimi
a. Oryantasyon Eğitimi: Evde karakter eğitimi çalışmasına yeni katılan öğreticiler çalışmaya başlamadan önce kurumu ve kurum çalışanlarını tanıtan, evde karakter eğitimi çalışmasının genel işleyişi hakkında bilgi veren kısa bir oryantasyon eğitiminden geçirilirler.


b. Eğitimci Geliştirme Programı (EGP): Öğreticiler, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren iki yıl içerisinde öğreticilerin formasyon yönünden desteklenmesini hedefleyen bir program olan EGP’ye katılırlar. İki yıl içinde EGP’ye katılmayan öğreticilerle daha sonraki yıllarda çalışmaya devam edilip edilmeyeceğine evde karakter eğitimi koordinatörü tarafından yapılan değerlendirme ve gözlemlere göre karar verilir. Evde karakter eğitimi koordinatörü gerektiğinde bazı öğreticiler için EGP’ye katılımı erteleme kararı alabilir (EGP ile ilgili ayrıntılı bilgiler için bk. EGP Yönergesi).

c. Hizmet İçi Eğitimler: Eğitimcilerin eğitiminin genel olarak EGP yolu ile sağlanması esas olmakla birlikte evde karakter eğitimi koordinatörü çalışma devam ederken karşılaşılan problemler veya eğitimcilerde görülen eksiklikler üzerine ihtiyaç duyarsa -sadece zarurî durumlarda- çeşitli eğitim programları düzenleyebilir.
d. Motivasyon Amaçlı Etkinlikler: Öğreticilerin birbirleriyle kaynaşmalarını, yaptıkları işi sahiplenmelerini sağlamak, çalışma içerisinde yaşadıkları zorlukları hafifletmek ve moral desteği vermek amacıyla yıl boyunca birkaç kez kamp, gezi, seminer, konferans, iftar vb. etkinlikler düzenlenir.

23 Şubat 2009 Pazartesi

Kalbin Şarkışı / kusha dogan

http://media.imeem.com/m/Y1mNXU2ztj/aus=false/

104.8.....RADYO BARIŞDAYIZ :)

radyonun mescidini ziyaret etmeden olmazdı...mesciddeyiz :)
ben Halil Selman :) 104.8 deyiz :)

ben Hüseyin :)
ben Meryem :)
ben Sıla :)

ben gülbeyaz :)
ben Zeynep :)
ben eymen :)
merhaba ben Safiye Meryem :)
merhabalar ben Hilal :)
mahmut amca radyoculuğu öyle bir anlattı ki dayanamadık yayına konuk olalım istedik :)
yayın odasına yerleştik...
radyo nedir?
yayın nasıl yapılır? nasıl gerçekleşir? mahmut amcadan dinledik...
-meğer radyoda ki mikserle annemin mikseri arasında çoook fark varmış :)

mahmut amca masasına davet etti bizleri :)

mahmut amca hepimize büyük ilgi gösterdi ;)
teşekkürler....


Meryem: -şu camı da kapatırsak hazırız arkadaşlar :)

servise yerleşmeden son bir poz :)
- bende siziinle gelebilir miyim?.....
der gibiydi erva :)


























22 Şubat 2009 Pazar

tiyatro etkinliğimizden bir kaç kare...











MİNİKLERİMİZ DE ZAMAN ZAMAN OYUNA DAHİL OLDULAR...:)









minik yürekler için sofra duaları :)






Yemeğimi yemeden El açtım Allahım sana Akıl fikir doğruluk İyi huylar ver bana Yemezsem büyüyemem Okuluma gidemem Çabuk çabuk yiyelim Yemeğimizi bitirelim Bizi yaratan Allah'a Herzaman dua edelim



*************************



Elhamdülillah Yediklerimiz şifa olsun Soframız bereketle dolsun Vücudumuz sağlıklı olsun Allah ım verdiğin nimetler için sana şükürler olsun Hepimize Afiyet olsun...



**************



Sofralara nur dolsun, haneler huzur olsun,kazalar ve belalar geri dursun Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin.Allah bereket versin.Çalışanlara,pisirenlere ve yiyenlere,Sana şükür diyenlere,hastalık ve yoksulluk gösterme Allah'ım



AMİN :)

20 Şubat 2009 Cuma

ahirette bizim...



-İstemez misin ey Ömer!
Dünya hayatı onların olsun, ahirette bizim...
Muhammed Mustafa (s.a.v.)

VAKİT CUMA


HAYIRLI,BEREKETLİ,FEYİZLİ,
CUMALAR :)

SINANMAK...

''zellankadef''


"yakup öyle bir sınandı ki çalan da yakubundu, çalınan da..."

...filistin intifada...




filistin direniyor...


ümmet diriliyor...

Ya su kirlenince....

...
..
.
İnsan kirlenince su ile yıkanır…
Ya su kirlenince ne ile yıkanır?
Sâdi
.
..
...

ERVA bu senin için ;)

http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-1233075994426697832&hl=tr&fs=true

...kendinizi ve yakınlarınızı...

''Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.''
Tahrim / 6

...çocuk ve oyun...

OYUN, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişiminde çok önemli bir role sahiptir. Çocuk için oyundan daha zevkli ve etkili bir öğrenme aracı yoktur. Oyun, çocuğun kas ve sinir sistemini geliştirirken aynı zamanda biriken enerjisini de boşaltarak onu rahatlatır. Koşmasına, zıplamasına, tırmanmasına, tekme ve takla atmasına izin verilmeyen dört duvar arasına sıkışmış bir apartman çocuğu birikmiş enerjisini boşaltamadığı için sinirli (nörotik) ve saldırgan, idare etmesi zor bir yapıya sahip olacaktır.

Oyun çocuğun en ciddi işidir. O sadece eğlenmek için oynamaz, gücünü ve yeteneğini dener, içinde yaşadığı çevreyi ve eşyayı keşfeder, kendisini başkalarından ayıran özelliklerin farkına varır, duygularını açığa vurur, kendisini tanımayı öğrenir.

Çeşitli biçim, boyut, renk ve maddeden oluşan oyun malzemesiyle oynayan çocuk bir eşyayı diğerinden ayıran özellikleri (ağır, hafif, uzun, kısa, büyük, küçük, sarı, kırmızı, vs.) kıyaslama yoluyla görerek öğrenir.

Çocuk oyun yoluyla içinde yaşadığı toplumun ahlâk ve görgü kurallarını öğrenir. Aile ve okul çevresinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu belli eden kuralları çocuk ancak arkadaşlarıyla birlikte oynadığı evcilik ve okulculuk oyunlarında kavrayabilir.

Kişiliğin vazgeçilmez özelliği olan bağımsızlığı oyundan daha iyi kazandıran bir araç yoktur. Oyun dünyasının lideri çocuktur, büyüklerden emir almayı sevmez, yaşıtlarından başkasının bu dünyaya girmesini istemez.

Grup oyunlarında çocukları izlerken her çocuğun davranış biçiminden ailesi hakkında bilgi edinmek mümkündür. Zira çocuğun davranışlarında aileden aldığı eğitimin payı büyüktür. Aşırı hoşgörü ve serbesti içinde yetişen, her isteği şartsız yerine getirilen bir çocuk oyunun kurallarına uymakta zorlanır. Böyle çocukların adı kısa zamanda ‘mızıkçı’ ve ‘oyunbozan’a çıkar. Aşırı otoriter aileden gelen, dayak ve baskı ile eğitilen bir çocuk oyunda ya saldırgan davranışlar gösterir, ya da silik ve pasif kalır.

Oyunlar, kuşaktan kuşağa geçen, kuralları önceden konmuş olan sosyal etkinliklerdir. Saklambaç, körebe, seksek, ip atlama ve çember gibi oyunlar hiç değişmeden tarihten günümüze kadar gelen kültür miraslarıdır. Oyunların oluşumunda kültürün, çevrenin, iklimin, yaşın ve cinsiyetin rolü büyüktür. Kızlar ip atlama, istop, yakartop, saklambaç, seksek, evcilik, ebecilik oyunlarını tercih ederken; erkek çocukları misket, futbol, saklambaç, bisiklet, doktorculuk ve savaş oyunlarını tercih etmektedir.

Oyunda Yaş Faktörü

Oyunun şekli, kuralları ve çeşidi yaşa göre farklılıklar gösterir. İki-üç aylık süt bebeği çevresindeki insanlara bakarak, vücuduna ve yakınındaki nesnelere dokunarak ilk oyunu keşfeder. Bundan zevk alınca dokunmaları tekrarlar. Kas ve sinir sistemi geliştikçe dokunduğu objeleri ve vücudunun parçalarını yakalayarak inceler. Bir yaşındaki bebeğin oyunları daha çok dokunma, yakalama ve atma şeklindedir.

İki yaşından itibaren çocuklar günlük hayatı ve içinde yaşadığı çevrenin kültürünü yansıtan dramatik (taklit) oyunlara yönelirler. Kişileştirme (bebeğiyle konuşma), objeleri kullanma (boş bardaktan su içer gibi yapma), evcilik (anne veya baba rolü oynama), doktorculuk, bakkalcılık ve okulculuk şeklinde çeşitlilik gösteren oyunlarda çocuk sosyalleşmenin ilk adımlarını atar.

Oyun, hayal dünyası ile gerçek dünya arasında bir köprüdür. Dört-beş yaşlarındaki bir kız çocuğu bebeklerine farklı elbiseler giydirip küçük sembolik evlerini eşya ile donatırken bir anlamda annesini taklit etmekte, cinsiyetine uygun bir kişilik kazanmaktadır. Erkek çocukları da yarış ve savaş oyunları ile güçlerini denemekte, babanın rolüne sahip çıkmaktadır.

Çocuk dört yaşına kadar benmerkezci (egosantrik) bir kişiliğe sahiptir. Paylaşmayı bilmediği için ilk oyunları tek başınadır. Elindeki oyuncağı yanındaki çocuğa vermek istemediği gibi, onun elindeki oyuncağa da sahip olmak ister. Yan yana oturan üç yaşlarında iki çocuk birlikte oynamayı beceremez. Biri öbürünün oyuncağına sahip olmaya çalışırken, öbürü de vermemek için direnir. Ağlaşır, birbirini tırmalar veya saçından çekerler. Bütün bunlar çocuğun yaşına uygun davranışlardır, anormal bir yanı yoktur.

Tek başına oynanan oyunları başka bir oyunu izleme takip eder. Bu tür oyunda, çocuk hiçbir sözlü iletişimde bulunmadan diğer çocukların oyunlarını izler. Bazen çocuklar paralel oyunları tercih ederler. Oynadıkları malzeme aynı olduğu ve yan yana oturdukları halde tek başlarına oynamayı tercih ederler.

Dört yaşından sonra çocuklar birlikte oynanan oyunlara yönelir, oyuncak alış verişinde bulunur, birbirlerinin tecrübelerinden yararlanırlar. Dört yaşından sonra birlikte oynanan oyunları işbirliğine dayanan oyunlar takip eder. İşbirliği gerektiren oyunlarda kurallar vardır, yani kurallara göre oynanır. Çocuklar, işbirliğine ve paylaşmaya dayalı kurallı oyunları en iyi anaokulunda öğrenir.

Grup oyunlarında çocuk diğerlerinden geride kalmamak ve beceriksiz duruma düşmemek için, ister istemez, bir rekabete girecektir. Ancak bu rekabet hissi, herşeye rağmen kazanmak ve üstün olmak amacı taşımamalıdır. Kazanma hırsı kamçılanan çocuk yenilgiyi kabullenemez, kendisinden üstün olanlara düşmanca duygular besler. Anne baba ve eğitimciler çocuğu grup oyunlarına alıştırırken amacın kazanmak değil, oyunu kurallarına göre oynamak ve oyun arkadaşlarıyla iyi geçinmek olduğunu anlatmalıdır. Buna rağmen, oyun arkadaşları içinde anlaşacağı ve anlaşamayacağı çocuklar olacaktır. Kendi gücünde ve yeteneğinde arkadaşları olduğu gibi, kendisinden daha güçlü ve daha zayıflar da olacaktır. Bütün bu şartlarda çocuk deneyerek ve yaşayarak biriyle ilişkisini sürdürmeye veya kin ve nefret duymadan ilişkisini kesmeye kendisi karar verecektir.

Oyun Malzemelerinin ve Oyuncakların Seçimi

Çocukla oyun oynayabilmeniz ve beraberliğinizi zevkli hale getirebilmeniz için mutlaka onun fiziksel ve zihinsel seviyesine inmeniz gerekir. Dört-beş yaşına kadar çocuk hayal ile gerçeği birbirinden ayıramaz. Hayalinden geçirdiği şeyin gerçekleşeceğine inanır. Gördüğü bir rüyayı yaşamış gibi algılar. Canlı-cansız ayrımı da yapamaz. Oyuncak atı ile canlı imiş gibi konuşur; bazen okşar, bazen cezalandırır.

Beş yaşına kadar biriktirdiği ve hazine gibi gizli yerlerde sakladığı nesnelere bakarsanız, çoğu işe yaramaz kırık dökük şeylerdir. Cebi sokaktan topladığı gazoz kapakları, renkli cam parçaları, çakıl taşları ile doludur. Sizin için bir kıymet ifade etmeyen, bazen çöpe atmasını söylediğiniz o şeyler, çocuğun hayal dünyasında paha biçilmez değerli parçalardır.

Çocuğun eşyaya bakış açısı ile yetişkinin bakış açısı farklıdır. Pahalı bir kristal bardak ile ucuz bir cam bardağın değeri çocuk gözünde aynıdır. Onun için masa ve sandalyeler oturmak için değil, altında sürünmek ve oyun oynamak için ideal yerlerdir. İki yaşındaki bir çocuğun yanında dikildiğiniz zaman, boyunuz ona saat kulesi kadar yüksek ve ürkütücü görünür. Eğer iletişim kurmak ve oyun oynamak istiyorsanız, yere oturup onun fiziksel seviyesine inmeniz gerekir.

Çocuğunuzla oyun oynarken daha becerikli, daha akıllı ve daha tecrübeli olduğunuzu göstermeye çalışmayın. Amacınız çocuk için oynamak değil, çocuğunuzla birlikte oynamak olmalıdır. O zaman bu beraberlikten iki taraf da zevk alacaktır. Ona oyunun nasıl oynanacağını anlatın ve gösterin. İlk denemelerde başarılı ve becerikli olması için şartlamayın ve zorlamayın.

Fabrika yapımı, mühendislik harikası, pilli bebeklerden ve arabalardan çocuk ne öğrenecektir? Kur ve seyret. Hepsi bu. Çocuk kurmalı arabanın marifetini izler, ama onunla oynayamaz. Çocuk oyuncakta mükemmellik aramaz. Bir oyuncağı çekici kılan çocuğun hayal gücüdür. Çocuk için bir değnek parçası kurmalı arabadan çok daha değerlidir. Kimi zaman üzerine binerek at gibi koşturur. Kimi zaman tüfek gibi tutup ateş eder. Kimi zaman saz yerine kullanarak şarkı söyler. Çöpe atmayı düşündüğünüz boş karton kutular aslında çocuk için mükemmel oyuncaklara dönüştürülebilir. Makas, iplik, koli bandı ve boya kalemleri yardımıyla küçüklerinden arabalar, büyüklerinden evler yapılabilir.

Oyunun değeri, çocuğun hayal gücünü harekete geçirmesine, serbestçe deneme yapmasına bağlıdır. Bir sonuca bağlanmamış, her denemeye açık, yap-boz malzemeler ideal oyuncaklardır. Renkli tahta küpler bu özelliğe sahip parçalardır. Çocuk bunlardan dilediğince oyuncak üretebilir. Yan yana, üst üste dizerek evler, arabalar, gemiler, masalar, sandalyeler yapabilir. Yaptığı şeyler çoğu kez aslına benzemez, ama onun hayalinde aslı gibidir.

Çocukla Arkadaş Olamazsınız

Çoğu anne babalar çocukla arkadaş olmaya çalışır, onun arkadaş ihtiyacını da karşılayacağını sanırlar. Çocuğa oyuncak yapımında ve bununla nasıl oynanacağını göstermede yardımcı olabilirsiniz, ama onunla birebir arkadaş olamazsınız. Çocukların kendilerine benzemeye çalışan anne ve babalara ihtiyacı yoktur ve böyle olmasını da istemezler. Onlar bilgisine, gücüne ve tecrübesine hayran oldukları, gerektiğinde yardım alabilecekleri, güvenilir anne babaları tercih ederler. Çocuk bir oyuncağın nasıl yapılacağını ve onunla nasıl oynanacağını öğrendikten sonra kendi yaşıtlarına bunu göstermek ve birlikte oynamak ister.

Oyun, bir anlamda çocuk için gerçek hayata alışma denemeleridir. Beş yaşına kadar arkadaş gruplarıyla işbirliğine dayanan kurallı oyunlar oynamayan bir çocuk okul hayatına uyum sağlayamaz. Çünkü orada paylaşma, işbirliği ve kurallar vardır.

Çocukla birlikte basit malzemelerden oyuncak üretme ve oyun kurma kolay olmayıp tecrübe isteyen bir iştir. Piyasada bu konuda uzmanlar tarafından hazırlanmış kitaplar bulabilirsiniz.


Örnek olarak, bkz. Ali Çankırılı, Benimle Oynar Mısın Anne?, Timaş Yayınları.

Yaşlanan nüfus, yalnızlaşan çocuklar

Malthus başta olmak üzere karamsar bazı nüfus bilimciler, nüfus arttıkça tabii kaynakların yetmeyeceğini, nüfus planlaması yapmanın mecburi olduğunu ileri sürdüler. Buna uyan dünyanın hali ise ortada. Özellikle gelişmiş ülkelerin nüfusu endişe verici tarzda düşüyor, fakir ülkeler daha da fakirleşiyor, nüfus yaşlanıyor ve çocuklar yalnızlaşıyor...

İtalya, kadın başına düşen doğum oranı ortalamasında dünyadaki en düşük oranlardan birine sahiptir. (1,18) Bu her yıl ölümden az doğum olması anlamına gelmektedir. Yani nüfus yerine konulamamaktadır. Ülkenin emeklilik sigortası hâlihazırda borçtadır. Roma Üniversitesinden nüfus bilimci Antoni Golini, “Ekonomik yüke dayanmak için şimdiden göçmenlere bağımlı hale geldik. Bu, İtalyan kültürünü riske atmaktadır. İtalya artık İtalyan olmaktan çıkacaktır. Diğer bir ifadeyle bu İtalyan toplumunun sonudur.” demektedir.

Başta zengin ülkelerde olmak üzere aile, giderek küçülmektedir. Avrupa’da doğurganlık oranı 1990’da 1.72 iken 2000’de 1.46’ya düşmüştür. Aynı dönemde Asya’da bu rakam 3’ün az üzerinden 2.54’e inmiştir. Çoğunluğu Katolik olan Güney Amerika’da bile, doğurganlık oranı azalmaktadır. Brezilya’da 40 yıl önce 6.3 olan kadın başına çocuk oranı 2.3’e düşmüştür. 48 az gelişmiş ülkede bu rakam 5.74’tür ve ancak 2050’de 2.51’e gerileyeceği hesaplanmaktadır.

Ailelerin çoğu tek çocukla yetinmektedirler. Aileler daha fazla çocuk istediklerini söylemekte, fakat bunu gerçekleştirmemektedirler.

Nüfus bilimci Margarita Delgado, İspanya’da 28 yıl içinde doğum oranlarının yarıya inerek 1.2 olduğunu ve ilk doğumların 25 yıl önceki %38’e nazaran %50’ye çıktığını işaret etmektedir. ABD nüfus bürosuna göre 1976’da %9.6 olan tek çocuklu aile oranı 1998’de %17’ye yükselmiş ve aynı dönemde 3 ve daha fazla çocuğu olan ailelerin oranı %21’e düşmüştür. Halbuki 30 yıl önce “Nüfus Bombası” adlı kitabında Paul Ehrlick, yiyecek kıtlığı olacağını ve dünyanın tabii kaynaklarının tükeneceğini iddia ediyordu. Bu ve benzeri kıyamet senaryolarının korkusu, aileleri ve ülkeleri çok sıkı bir aile planlamasına sevk etti.

Az çocuk akımının bir sebebi de annelerin çalışması... Artık kadınlar çocuk doğurmaya zaman, para ve enerji bulamıyorlar. Alman psikolog Hortut Kasten, “pekçok genç kadının evlenmeden önce birden fazla çocuk istediğini biliyoruz, ama yola çıkınca kariyer arzularından büyük kısıntılar yapmayı göze almadıkça bunun mümkün olmadığını görüyorlar” demekte.

İtalya’da yapılan bir araştırma ise 16-24 yaş arası kadınların %52’si daha şimdiden “kariyere engel olduğu” gerekçesiyle hiç çocuk istemediklerini ifade etmişler.

ÇOCUKLARIN AZALMASI DENGESİZLİĞİ ARTTIRIYOR!

2050 yılında, en fakir ülkelerdeki insan sayısı 2.4’e katlanacak ve dünyadaki 10 kişiden 9’u bu ülkelerde yaşayacak.

DÜNYA YAŞLANIYOR!
Birleşmiş Milletler raporları önümüzdeki 50 yılda 60 yaş üzeri nüfusun 3 kat, 80 yaş üzeri nüfusun ise 5 kat artacağını göstermektedir.Daha da fazla yaşayan bu yaşlıların bakımını kim üstlenecektir? Şu an dünyada her 100 çalışana 11 emekli düşmektedir. ABD Nüfus Bürosu 2050’de her 100 çalışana 26 emekli düşeceğini hesaplamıştır. Washington’da kurulu strateji ve beynelmilel araştırmalar merkezi (CSIS) sorumlusu Paul Hevitt bunun “ekonomik ve sosyal bir felaket” olacağını söylüyor.

TEK ÇOCUK PROBLEMİ

Değişen aile yapısı üzerinde gözler en çok tek çocuklara odaklanmaktadır. Tek çocuklar rutin olarak ben-merkezci (egoist) ve uzlaşmasız olmakla suçlanmaktadırlar. Çin’de “küçük imparatorlar” olarak bilinen yalnız çocuklar, artan çocukluk çağı suçlarından, yaygınlaşan maddeciliğe kadar herşeyden sorumlu tutulmaktadır. “Tek çocuklara aşırı ihtimam gösterildiğinden kurallara uymuyorlar ve şımarıklar” yaygın kanaattır.

Bu tür inanışlar tek çocuk anne-babalarında sıklıkla suçluluk ve öfke duyguları uyandırmaktadır. Şimdi buna karşı “tek çocuk”lar savunmaya geçmişlerdir. Web siteleri açmakta, daha çok psikologlara götürülerek problemleri giderilmeye çalışılmaktadır.

Tek çocuklar da durumlarından memnun değiller. Yarısı tek çocuk olduklarını saklamaktadırlar. Üstelik bu çocuklar yalnızlığın ne kadar zor olduğunu çevrelerine hatırlatıyorlar.

Şurası kesindir ki tek çocuklar, bazı şeyleri çok kardeşlilerden daha farklı yaşamaktadırlar.Pek çoğu başarılı olmak için kendisini baskı altında hissetmektedir ve anne-babalarını model almaya daha yatkındırlar. Tek çocukların kendilerine kardeş istemelerinin bir sebebi de, yaşlı ve hasta anne-babalarına bakma görevini paylaşmak istemeleridir.

Evet, insanlar daha az çocuk istedikçe bir yandan problemli tek çocuklar ortaya çıkmakta; diğer yandan dünyada fakir-zengin dengesizliği fakirler aleyhine da bozulmakta ve nüfus giderek yaşlanmaktadır.


sefa saygılı

Çocuk Eğitiminde Baskı ve Zorlama



Türkiye’de, maalesef, evlilik öncesinde gençlere ana-baba eğitimi verecek yaygın bir eğitim kurumumuz ve bu yönde işleyen bir eğitim politikamız yok. Genç anne-babalar çocuk eğitirken kendi anne ve babalarını model almakta, anne ve babalarından gördükleri eğitim şeklini uygulamaktadır. Yüksek eğitim almış kariyer sahibi anne-babalar bile ailelerinden aldıkları eğitimin tesirinden kurtulamamakta; aşırı baskı ve otoriter tutuma reaksiyon olarak, ‘modern eğitim’ adı altında aşırı hoşgörüye dayanan bir tutum izlemektedir.Oysa, çocuk eğitimi bu iki ucun birine yahut diğerine kaymadan gerçekleştirilmesi gereken; bunun için de bilgi, tutarlılık ve disiplin isteyen bir konudur.


OKUL ÇAĞINA gelmiş çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar anne babaların çocuk eğitirken beş ayrı tutum izlediklerini gösteriyor.

1. Aşırı baskıya dayanan otoriter tutum.

2. Aşırı serbestliğe dayana çocuk-merkezli tutum.

3. Dengesiz, tutarsız ve sorumsuz tutum.

4. Aşırı koruyucu ve kollayıcı tutum.

5. Sevgiye dayalı, güven verici, hoşgörülü tutum.


Aşırı Baskıya Dayanan Otoriter Tutum: ‘Disiplin’ dendiği zaman, çoğu anne baba bunu ‘dayak ve ceza ile terbiye etme’ olarak algılıyor. Bu anlayış, beraberinde aşırı baskıya dayanan otoriter bir tutum getiriyor. Cezanın ve dayağın bol kullanıldığı bu tutumda amaç; söz dinleyen, kurallara uyan, verilen görevleri yerine getiren, terbiyeli, sessiz, uslu, nazik, dürüst bir çocuk yetiştirmektir. Ancak, sonuç hiç de böyle olmamakta; yanlış yapmaktan korkan, kendisine güveni olmayan, kolayca başkalarının etkisinde kalan, aşağılık duygusuyla ya içine kapanık ya da saldırgan bir kişilik kazanan çocuklar ortaya çıkmaktadır.


Dayak, karşı tarafı aşağılayan, kendisini işe yaramaz ve değersiz hissetmesine yol açan kötü bir eğitim aracıdır. Ki, dayağı sevimsiz ve incitici kılan, dayağın kendisinden ziyade, dayak sırasında sarfedilen aşağılayıcı sözler ve takınılan saldırgan tutumlardır. Bu yüzden, dayağın en onur kırıcı şekli yüze vurulan tokattır. Dayağa sık başvuran anne babalar, çocuğun iyi taraflarını görmeyen, devamlı yaptığı yanlışlar üzerinde duran, suçlayan, başka çocuklarla kıyaslayan, sevgilerini belli etmeyen negatif bir tutum sergilemektedir.


Aşırı Serbestliğe Dayanan Çocuk-Merkezli Tutum: Bu tutum, genellikle tek çocuklu kalabalık ailelerde, orta yaşın üzerinde çocuk sahibi olan anne babalar ve bütün aile büyükleri tarafından uygulanan bir disiplin şeklidir. Ailede çocuğun egemenliği sözkonusudur. Aile üyeleri kayıtsız şartsız çocuğun isteklerini yerine getirirler. Sonuçta, aşırı sevgi ve ilgi, çocuğu kural tanımaz, doyumsuz bir kişi yapar.


Anne, baba, büyükanne, büyükbaba, hala, teyze bol ve pahalı oyuncaklar alarak ve her isteğini yerine getirerek çocuğun doyuma ulaşacağını zanneder. Yüzlerce pahalı oyuncağı olduğu halde bunlara kıymet vermez, yenisini ister. Alınan her yeni oyuncakla ancak üç-beş saat oynar ve bir kenara atar. Aileye egemen olan çocuk bir kral edasıyla hareket eder, aile büyüklerine saygı duymaz. Bu çocuklar, aileye egemen olmakla kalmaz, aile dışında da egemenliklerini sürdürmek isterler. Okul çağına girdiklerinde kurallara uymakta, ders çalışmakta ve arkadaş edinmekte başarısızlığa uğrar, hayal kırıklığı yaşarlar.


Dengesiz, Tutarsız ve Sorumsuz Tutum: Anne, baba ve aile büyükleri arasında ortak bir eğitim şekli olmayan, herkesin çocuğa farklı yaklaştığı ailelerde çocuklar neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenemezler. Anne yanlış bir davranışından dolayı çocuğa ceza vereceği zaman, büyükbaba veya büyükanne “Torunuma dokunma, bırak yapsın!” diyerek arka çıkar. Kimi zaman anne çocuğun yanında babanın tutumunu eleştirerek, “Bu çocuğu sen şımartıyorsun, senden yüz bulup beni dinlemiyor” der. Dengesizlik ve tutarsızlık çoğu zaman anne ve babanın kendisinden kaynaklanır. Anne çocuğu yanlış davranışından vazgeçirmek için önce alçak sesle, “Yapma!” der, sonra sesini yükseltmeye başlar, bu da yetmeyince kızıp dayağa başvurur, arkasından çocuğu bağrına basarak özür diler.


Baba dinlenmiş sakin bir durumda iken çocuğun yüksek sesle müzik dinlemesine bir tepki göstermez, normal karşılar. Ancak aynı baba yorgun ve sinirli olduğu zaman yüksek sesle müzik dinleyen çocuğuna “Burası disko mu, kes şu müziğin sesini!” diye bağırır. Çocuk, eğitimi konusunda anne ve babanın sık sık birbirlerini eleştirdiklerine şahit olur. Kafası karışır; kimin haklı kimin haksız olduğuna karar veremez.


Aşırı Koruyucu ve Kollayıcı Tutum: Geleneksel aile modelinde en sık başvurulan bir disiplin şeklidir. Aşırı koruyucu tutumda anne babalar çocuklarını sevgi ve şefkatle örülü bir altın kafeste yetiştirirler. Çocuk adına bütün sorumluluğu anne baba üstlenir. Çocuk için neyin doğru neyin yanlış olduğuna anne baba karar verir. Saç şeklinden giydiği elbiseye kadar, anne ve babanın tercihi söz konusudur.


Daha çok anne-çocuk ilişkisinde görülen bu aşırı koruyuculuk ömür boyu devam eder. Çocuk çatal kaşık kullanacak yaşa geldiği halde anne onu kendi eliyle beslemeyi tercih eder. Tuvaletini anne yaptırır, anne giydirir, ayakkabı bağlarını dahi anne bağlar. Mikrop kapmasın diye kaynatılmış su içiren, sokağa çıkmasına ve arkadaş edinmesine izin vermeyen, okul çağına geldiği halde çocukla aynı yatağı paylaşan anne örnekleri az değildir. Bu anneler çocuğa sevgi verdiklerini, onu koruduklarını sanırlar; gerçekte çocuğu kendilerine bağımlı hâle getirerek yalnızlıklarını ve mutsuzluklarını telafi etmektedirler. (Bize müracaat eden yeni evli genç bir bayan baba evini özlediğini, koca evine alışamadığını, ne pişireceğini dahi telefonla annesine sormadan rahat edemediğini söylüyordu.)


Aşırı koruyup kollanan çocuklarda okul korkusuna çok sık rastlanır. Sınıf ortamına alışamaz, arkadaş edinemezler. Okulun ilk günlerinde annelerinin eteğine yapışıp bırakmayan, onlarla aynı sırada oturmakta ısrar eden çocuk örnekleri görürsünüz. Bunlar annelerine bağımlı hâle gelmiş gölge tiplerdir. Gölge tipler sadece evlerinde, annelerinin dizi dibinde kendilerini güvende hissederler. Kalabalıktan hoşlanmaz, paylaşmayı ve işbirliğini bilmezler. Karşılaştıkları bir problemi anne ve babanın yardımı olmadan çözemezler. Deneme ve yanılmalarına fırsat verilmediği için kendi yeteneklerinin farkında değildirler. Sorumluluk ve liderlik almak istemezler. Emirle hareket etmeye alıştıkları için kolayca başkalarının güdümüne girerler. Sokağa, açık havaya ve güneşe çıkmalarına izin verilmediği için bağışıklık sistemleri gelişmemiştir; bulaşıcı hastalıklara kolay yakalanırlar.


Sevgiye Dayalı, Güven Verici, Hoşgörülü Tutum: Bir çocuk sevgi, şefkat, yardımlaşma, sadakat, işbirliği, sorumluluk ve güven duygularını ancak aile içinde yaşayarak öğrenebilir. Bu duyguların sonradan eğitim kurumları tarafından kazandırılması çok zor, hatta imkânsızdır.


Çocuk eğitiminde 1-3 yaş dönemi çok önemlidir. Bir çocuk üç yaşına ulaştığında ya güvenli ya da güvensiz bir kişilik kazanmıştır. Anne sevgisinden ve ilgisinden mahrum kalan bir çocuk güven duygusu kazanamaz. Doğum sırasında annelerini kaybeden, bakıcı elinde yetişen, cami kapılarına terk edilen, kimsesizler yurdunda büyüyen, sonradan evlat edinilen çocuklar sevmeyi öğrenememekte; çok iyi bakılıp beslenseler dahi, zihinsel ve ruhsal yönden geri kalmaktadır. Çocuk sevildiğini hissetmeden hayata bağlanamaz. Çocuk için hayatı anlamlı kılan, anne ve baba sevgisidir.


Çocuklarına iyi bir eğitim vermek isteyen anne babaların gözden kaçırdığı bir gerçeği burada dile getirmek istiyoruz. 1-3 yaş için doğru olan eğitim tutumları 3-6 yaş için geçerli değildir. Çocuk konuşmaya ve yürümeye başladıktan sonra hızlı bir öğrenme sürecine girer. Elinin ulaştığı herşeye dokunmak, incelemek, denemek ister. Sıcak bir sobaya yaklaşırken defalarca ‘cıs’ demeniz bir anlam taşımaz. Ancak elini sobaya dokunup canı yandığında, yani deneyip yanıldığında sıcaklık hakkında gerçek bilgiye ulaşmış olur. Hayatî bir tehlike olmadığı sürece çocuğun hareketlerine müdahale edilmemeli, arzularını gerçekleştirmesine izin verilmelidir. Çocuk ancak böyle bir hoşgörü ortamında yeteneklerini keşfetme imkânı bulabilir. Oyunsuz ve arkadaşsız bir çocuğun psiko-sosyal gelişimi sağlıklı değildir. Sokak, çocuğun dış dünya ile tanıştığı, ben-merkezcilikten kurtularak ‘ben ve başkaları’ kavramını pekiştirdiği, kendisini başkasının gözü ile değerlendirmeyi öğrendiği, akranları ile işbirliği yaptığı mükemmel bir eğitim ortamıdır. Aşırı koruma altında yetişen; sokaktan, arkadaştan ve oyundan mahrum bırakılan 3-6 yaş arası çocuğun ‘sosyal fobi’ adını verdiğimiz güvensiz bir kişilik geliştirme ihtimali oldukça yüksektir.


3-6 yaş çocuğu aşırı koruyup kollanmadan ve müdahaleden hoşlanmaz. Kendi işini kendisi görmek ister. Enerji doludur, yorulmak bilmez. Atlar, zıplar, tırmanır, gözükaradır, kaza yapacağından korkmaz. Kas ve sinir gelişimi için çok önemli olan bu hareketleri sınırlandığı ve yasaklandığı zaman hırçın, inatçı ve saldırgan bir kişiliğe bürünür. Anne ve babayı kızdırmaktan zevk alır.


Yeterli kas ve sinir gelişimine sahip olduktan sonra çocuğun tuvaletini kendi kendine yapmasına, yemeğini kendi başına yemesine, kendi başına giyinip soyunmasına, arkadaşlarıyla sokakta oynamasına, eve arkadaş davet etmesine fırsat verilmelidir. Başarısızlıktan çok başarıları üzerinde durmalı, yanlış davranışlarında ikaz edilmeli, doğru davranışları övülerek kendine güvenmesi sağlanmalıdır. Evde adam yerine konan, duygularını rahatça ifade etmesine izin verilen, anne ve babanın doğru ve yanlış davranışlar konusunda ortak tutum takındığı ailelerde çocukların—ruh sağlıkları yerinde, güven ve sorumluluk duyguları ise gelişmiş olduğundan—okul başarıları yüksektir.


Ana Baba Okulu’nda ders verdiğim sıralarda bir anne söz istedi. “Hocam,” dedi, “ilköğretim 4. sınıfa giden bir oğlum var. Ders çalışmada ve ödev yapmada isteksiz davranıyor. Zeki bir çocuk olduğu halde okul başarısı düşük. Öğretmeni ödevleriyle ilgilenmemizi ve ders çalıştırmamızı söyledi. Babası hiç ilgilenmiyor. Benimle ders çalışmak istemiyor, ancak başına dikilirsem zoraki ödev yapıyor. Sokağa ve bilgisayar oyunlarına çok düşkün, saatlerce bıkmadan oyun oynuyor. Bilgisayarı ve sokağı yasakladım, ama değişen birşey yok. Aksi ve sinirli bir çocuk oldu. Bazen elimde olmadan dayağa başvuruyorum. Ne yapacağımı şaşırdım, lütfen bana bir yol gösterin.”


Anneyi dinledikten sonra sınıfa döndüm. “Lütfen çocuklarının okul başarısı yüksek olan anneler parmak kaldırsın” dedim. Neden babalara değil de annelere hitap ettiğimi merak edeceksiniz. Çünkü sınıfımda hiç baba yoktu! Kalkan parmakları saydım, beş anne çocuğunun okul başarısından memnundu. Parmak kaldıran annelere sordum: “Çocuğunuz okul başarısını neye borçlu? Sizin anne olarak bu başarıdaki katkınız nedir?” Sıra ile cevap verdiler. Verilen cevapları aramızda tartıştık. Sadece bir annenin tutumunu sağlıklı bulduk: sevgiye dayalı, güven verici, hoşgörülü tutum.


Şartlı sevgiye, baskıya, otoriteye ve cezaya bağlı okul başarısı uzun ömürlü olamaz. Elimizde ilköğretimde okul başarısı yüksek olduğu halde lisede düşme gösteren çok örnek var. Sevgi şarta bağlanamaz. “Okulda başarılı olur, yüksek notlar alır, takdir getirirsen seni severim” diyen bir anne veya baba aslında çocuğu sevgi ile tehdit etmektedir. Çocukta devamlı başarısız olma ve anne baba sevgisini kaybetme korkusu vardır. Başarılı olduğu halde, bu korku sebebiyle, sindirim ve uyku bozuklukları yaşayan öğrencilerimizin sayısı az değildir.


Okula yeni başlayan bir çocuğun başarılı veya başarısız olacağı daha baştan bellidir. Okul başarısında, ailede verilen okul öncesi eğitim çok önemlidir. Pedagoji bilen bir öğretmen, bir hafta içinde öğrencilerini gözlemleyerek aileleri hakkında bir kanaate varabilir. Ailede sevgiye doymuş, özgüven ve sorumluluk kazanmış bir çocuk öğrenme merakıyla doludur. Bakışları sevecen ve parlaktır. Sırada oturuşuyla, öğretmeni dinlemesiyle, derse katılmasıyla, verilen ödevi yapmasıyla, kurallara uymasıyla kendini belli eder.


Akademik zeka (IQ) başarı için gereklidir, ancak başarıyı garanti etmez. Başarının anahtarı EQ dediğimiz duygusal zekadır. Duygusal zeka ise 1-6 yaş arasında ailede verilen eğitimle kazanılır.


Ali Çankırılı.